AFET MUHTEREMOĞLU İLE...

- Sizi öykü yazmaya iten kök nedenler?

- Birçok neden sayılabilir. Yaşamanın anlamsızlığına ya da kısalığına karşı durmak, direnmek isteyiş; yaşamanın kendisindeki bir sürü çelişkiler, şaşırtıcılıklar; belki bir görevi yapma isteğinin itişi; ulusuma karşı, insanlara karsı elden geldiği kadar daha iyisini, biraz daha iyisini, giderek en iyisini yapabilme umudu...

- Şimdiye değin kazandığınız armağanları, ödülleri de anısıyarak, bu verimli çalışmalarınızın kendinizce eleştirisini yapabilir misiniz?

- Önceleri yoğun bir bireyciliğim vardı. Tek kişilerin, özellikle genç insanların sevgi ilişkilerini yazardım. Sevgilerin getirdiği acılar, umutsuzluklar, şaşkınlıklar; biraz öfkeli, biraz da duygusal bir anlatımla öykülerimde boygösterir dururlardı.. Anlatımımı severdim de, bu tür öyküleri bütünüyle sevmezdim. Genç kızların duygusal günlüklerinin çiğ havasını taşırlardı, gibi gelirdi bana. Yaşlandıkça, deneyimlerim bollaştıkça, sevgi işleri tavsadıkça diyelim, kendikendimin dışındaki insanları daha iyi tanıyıp, onların ve başka yaşamaların, yaşamadaki başka durumların önemini daha iyi kavrayıp sezdikçe, bu sevmediğim -ne kendimle, ne de başka yazarlarda- havadan kurtuldum. Türk toplumu çok dikkate değer bir topluluk bence. Onun herşeyini anlatmak, onu daha iyi tanımaya çalışmak, onu sevmek, eleştirmek... İşte yaptığım ya da yapmak istediğim şeyler! Öykü, roman sınırları içinde bu iş çok hoşuma gidiyor; yaptığım işten, kendikendimden hoşnut kalıyorum; eski sıkıntılar, bunalımlar, anlaşılmama, anlaşılmaya çalışma delilikleri geçti diye seviniyorum.

- Ülkemizde, toplumumuzda öykünün yapısı, uyarıcı etkinliği hangi tutumla, yöntemle gercekleştirilebilinir kanısındasız?

Türk halk hikâyeciliğinin yenilenmesiyle. Halkımızın yaşayışının gene Türk halkına "edebiyat" yoluyla yansıtılmasıyla. Bu, zor bir iş olacağa benziyor. Yazarlarımızın bir bölüğü halktan öyle ayrı ve uzak düşmüşlerdir ki, onu nerden bulacak ve nerden tanıyacaklar? Kendikendileri için yazıp duruyorlar.

Kemal Bilbaşar'ın CEMO'suyla MEMO'sunu çok   beğendim. K.    Bilbaşar, örneğin, Türk Edebiyatı içinde, üstüne düşeni bu kitaplarıyla yaptı. Köylerden sipariş alıyormuş, buna karşılık, biz de okuyoruz severek; yani, "yazın beğenisi incelmişler" diyelim...

- Toplumcu bir yazar- sanatçı olarak öte tasarılarınız?

Şimdiye dek anlattıklarım, aşağı yukarı tasarılarımdı. Somut bir karşılık vermek gerekirse, bir-iki öykü var dergilerde, çıkacak. Bir romanım da güze basılacak. Biri de hâlâ elimde, iki yıldır bitmedi, arapsaçına döndü; ben de korktum, bıraktım; bakalım ne zaman bu korkuyu yenip, yapraklan bir düzene koyarak, arapsaçını çözmeyi göze alabileceğim...

 

MEVSİMLER'den

- XII -

''... elinizi uzatınız, şu fakire yardım ediniz.''

gözlerine bakıyorum, derin ve kanlı buldum onları;

söyledim de bunu kendisine: ''gözleriniz derin ve kanlı'' dedim,

''bana para verin'' dedi o da; düşünüyorum, kar yağıyordu,soğuktu,

üşüyordum ama pırıl pırıldı ortalık, güneş ısıtıyordu.

O'na para vermedim, yürüdüm, güldüm, ağladım.

 

Şimdi kar yağıyor ama ruhumda güneş tohumları patlamış mısır gibi sıçrıyorlar,

 

şimdi dünyanın elleri üşüyor ama benim ellerim sımsıcacık;

çevremde ne kadar fakir kişi gördümse o kadar memnun etmek istedim onları

ve yeniden yarattım dünyayı.

 

''... ben ağacım ama kurusu, odunum ben, budalayım,

yüzüme bakan tükürür ve sonra döner tekrar tükürür,

yağmur yağıyor der gibi bir hal takınırım o vakit

bilseniz ki tatlı zaman böyle yürür.''

 

birşeyler ölüyor, birşeyler doğuyor

sessiz ve sanki gece inmiş gibi,

ve sanki yıldızlar var, eskisinden güzel, eskisinden iyi;

sanki hiçbir şey değişmemiş, ''altın çağ''daymışız ve yaşıyormuşuz gibi.

 

kayahan okay

 


"... Sefalet ve acılar insanı samimî yapar. Daha ileri gidiyorum; ıstırap saadetler yaratır. Kolay mutluluğun kararsızlığı, emek karşılığı olmayan hazların kalleşliği, Narcisse gibi kendi kendine hayran olmanın boşluğu sinirlerimizi yorar, hayatın en insancıl değerlerinden kişiyi yoksun eder ve büyük felâketlerden habersiz olanlar, insanın sürdüğü tek yanlı yaşantının kaynaklarını kurutur... Bizim mutluluk kaynaklarımızın kesilmesini sağlayan tek araç ise ıstıraptır.

"Gönülleri dostluk ateşiyle tutuşanlara ne mutlu! Yalnızlığın daha az öldürücü ve yaşantımızı daha dayanılır bir biçime sokan yalnız odur."

"... bir insandan zorla bir şey alınabilir ama bir insana zorla bir şey verilemez."

"... memleketinden dışarı ayak atmamış adam ne memleketini tanır, ne de başka yerleri, özgürlüğünü hiç yitirmemiş olan da özbenliğinin üstünlükleri gibi kusurlarından da habersizdir."

Panait Istrati —