KİTAPLAR DERGİLER - Etem OLGUNİL

IRGATIN TÜRKÜSÜ / Şiir­ler / Cahit IRGAT / Ağaoğlu yayınları / İST.

Cahit Irgat, sinema - sahne oyunculuğunun yanısıra, "şair" ligini de unuturcasına bir yaşam düzenindeydi, birkaç yıl öncesine değin: Adı dergilerde görünmüyordu, kitap yayınlamıyordu. Bu sus-pus'luğunu o dönemdeki çetrefil sorunları hazırlamıştı elbet.. Ne ki, soy ozanlardan umulan bir çıkışla, sapasağlam çizgisini, kişiliğini yitirmemiş bir Cahit Irgat buluverdik şu kez! -Ayrıca, "aktör"lüğünün gücünü de birkaç oyunda yeniden saptayıverdi..-

Irgat'ın şiiri, ilkinden buyana, hiçbir gözde ozanın etkisini taşımaz; kendine özgü duyarlığı, seçtiği içlem, o kekre deyiş özelliği, izlenimlerini somutlaştırma çabası, mertçe sesi, oyunsal şiir deneylerine yel-tenmeyişiyle şiirimizin "tek" lerinden biridir o.

Ozanın delikanlılığı, II. Dünya Savaşı'nın en netameli gidişatına rastlar. Ama, Cahit IRGAT, yine de umutludur, yine de yüreklendiricidir: "Dost askerler, sıvacılar, garsonlar -Omuz omuza bu hıncahınç insanlar- El tetikte - Göz gedikte - Senin için - Benim için -Ve yarın için." Bu tedirgin dönem sonucu, ilk kitabı BU ŞEHRİN COCUKLARI'ndan sonra yayınladığı RÜZGÂRLARIM KONUŞUYOR'da da hemen hemen tüm aynı konuları işler: Savaştan tiksinme, insancıl, evrensel bir barış özlemi, toplumsal bir açıdan "dost" luğu önerme tutkusu... 3. kitabı ORTALIK ise, daha bir ezik, içli, yorgun savaşçının kırgınlıklarını, umarsızlıklarım yansıtır.

Son kitabı Irgat'ın, özellikle bir derleme niteliğinde. Ne ki, yeni kattığı şiirler de, ozanın, o sımsıcak, sımsıkı, insancıl deyiş gücünü yeniden ısıtıyor; diyecekleri bitmemiş bir ozan örneği sunuyor bize...

GÜNÇİÇF.Ğİ / Bayram İBRAHİM / Şiirler / SEVİNÇ yayınları / Nova Makedonya Yayınevi / ÜSKÜP / 1969.

29 şiiriyle bu ilginç kitaba zar - zor sığmış, bizden bir ozan bu Bayram İbrahim.. Yugoslavya'daki bu tür yetenekli sanatçılarımızı niye sıkça tanıtmayız, onları kendi olanakları içinde varolmaya bırakırız? bilmem ki..

GÜNÇİÇEĞİ, çok önemsenecek bir yapıt; şu iki yönden: A - Balkan ülkelerinde yayınlanan bu tür betiklere oranla, çok daha TÜRK yapısında; B -Türkçe'de tökezlemeyişi biyana, günümüz şiirinde olumluca ilgi görebilecek "kıvam" da bu şiirler. Öncelikle örnekliyeyim: GÜNEŞLE BİZ.

Güneşe kim ninni söyler / Ben ninni söylerim / Sen ninni söylersin / Biz ninni söyleriz. — Güneş nerde sallanır? / Benim koynumda / Senin koynunda / Bizim koynumuzda sallanır. — Güneş nerde güler / Benim dudağımda / Senin dudağında / Bizim dudağımızda güler. — Güneş nerde düşler? / Benim gözlerimde / Senin gözlerinde / Bizim gözlerimizde düşler. — Güneş ne vakit doğar / Ben aklaştıkça / Sen aklaştıkça / Biz aklaştıkça doğar.

Diyeceğim, buna benzer, bu güçte şiirler epey, İBRAHİM'in betiğinde. En ilginç yönü de, bizim orta kuşağın sıçramalı başarısına "paralel" bir nitelik taşıyışı. Kime benzetebiliriz Bayram İbrahim'i? Kimseye. Ama o, bir Oktay Rifat'çasına, bir Hasan Hüseyin'cesine, bir Arif Damar'casına, bir Behçet Necatigil'cesine, bir Cahit Külebi'cesine, bir Ülkü Tamer'cesine bizden, aynı hamurdandır.

Kutlarız ozan dostumuzu; salt şiirdeki başarısından ötürü değil, Türk Şiiri'ni Yugoslavya'da da varkılışından ötürü...

ATAÇ'LA GELEN / Mehmet SALİHOĞLU / İnceleme, kendi yayını / 1968.

Ünlü dil ustası ATAÇ'ı öven yazılar toplamında, yeren yazılar da ürkütmeden sayılmaz! Ne ki, bu sağduyulu, ilginç "dilci" nin gerçek kişiliğini,, çabasını gereğince yansıtabilen, giderek eleştiren pek az kitap var elimizde. İşte, Mehmet Salihoğlu'nun 340 sayfalık XVI bölümlük bu yapıtı, yadsınamaz bir emek, inceleme ürünü..

Hani beylik bir söz vardır, yitip giden çoğu kişinin ardırdan kolayca sövleniverir : "Yeri doldurulamaz!" Oysa, o yiten kişi çarçabuk silinir belleklerden ve yeni yeni ''yeri doldurulamaz''lar girer sıraya... Ama, ATAÇ, bu deyimi tam hakedenlerden biridir elbet; ölümünden şunca yıl geçmesine karşın, o titizlikle, o dediğidediklikte, o yetkide birileri çıkagelmemiştir. ATAÇ'ın bu özelliği, salt dil sorunlarını kurcalayışıyla tanımlanamaz elbette; o, bir ozan, bir öykücü, bir oyun yazarı kadar sanatçıydı da! Ya da başka bir deyimle, gerçekten yetenekli sanatçıların en becerikli savunucusuydu, bir sanat eriydi..

Sayın Salihoğlu, üşenmemiş, yılmamış; bu USTA'nın tüm tutkularını, çalışma yöntemlerini, izlediği ussal, duygusal tutumları somutça belirleyen tutarlı örnekleri sunmuş yapıtında; göklere çıkarmadan, yerle bir etmeden.. Hiç kuşkusuz diyebiliriz ki, ATAÇ'la ilgili incelemelerin en başarılı bir örneğidir bu yapıt; ama, baştan sona, sekmesiz okunması koşuluyla...

YAĞMA EDİLEN TÜRKİYE /Demirtaş CEYHUN / HABORA kitabevi / İST.

Yeni ANAYASA'mızın sağladığı olanaklarla, SOSYALİZM üzerine bir yayın furyasıdır sökün etti.. Çokçası yararlı, eğitici, uyarıcı nitelikte olan bu yayınlar, özellikle, ünlü toplumculardan çeviri idiler. Bu ara, bizden yetkili kişilerin de değişik açılardan, toplumsal sorunlarımız üzerine yapıtları çoğaldı; işte, "Yağma Edilen Türkiye" de bu tür olumlu yapıtların belge niteliğinde en önde gelenlerinden biri.

Genelleşmiş kavramlar ötesinde, bir de "Türkiye Sosyalizmi" var. Teorik tartışmalar biyana, toplumumuza özgü bir "sosyalizm" in gerekliliği elbette yadsınamaz. Ne ki, bu "sosyalizm" sözcüğünün de türlü kesimlerde bir tanımı, uygulama yöntemi olacak elbet., işte, Demirtaş CEYHUN'un bu yapıtı. 2 bölüm kapsamında, ülkemizdeki iç - dış sömürü düzeninin nasıl bir ortam bulup da, HALK'tan çok öte bir düzen yaratabildiğini şaşmaz belgelerle saptıyor.

 


 

KALKINMA DEVRİNDE

Çalıyor radyosu, öküzlerin boyunduruğunda

Hala, kara sapan tutan nasırlı el mutlu...

Bir söz duyuyor şöyle: ''Aya ilk basan insan...''

Tövbe estağfurullah, estağfurullah diyor bizim Hasan

 

Benim ahiretim cennet olmalı,

Dünya malı dünyada kalır diyor çoğu vatandaşlar;

Yazılanlara mı, söylenenlere mi inanmalı?

Kimsenin kafasına dank demiyor atılan taşlar.

 

Bir çıkar arıyorsa her işlemde bazı görevliler,

Gözü yaşlı, karnı aç işçi greve giderken,

Atasının ülküsüyle bayraklaşan öğrenciler,

Öğretmen üzgün, öğretmen dertli, öğretmen sessiz...

Filizine renk, hamuruna şekil verirken

 

Markası impala, direksiyon elinde,

Uçuyor Cengiz bey asfalt üzerinde,

İşler tıkırında gidiyor,

Düşünüyor, inanıyor ki yurt kalkınma devrinde

 

Ziya MISIRLI

 


AZ GELİŞMİŞ ÜLKE kökeninden bilimsel bir açıklamaya girişen yazar; bu çok yönlü konuda payına düşen eleştirileri - % 100 iyi niyetle - şöyle de özetliyor denebilir : Ülkemizin genel ve şimdilik yönetimi toplumculuğa kapalı olduğundan, "coğrafik" barınak üzerinde oynanabilecek türlü oyunlara apaçıktır. Eh, bu tür yağmacılıkların da ardı gelmez elbet.. Öncelikle, kuramsal dayanağı olan somut, halk yararına, yerel koşullara uygun bir "pilân" esiklenmedikçe, hiçbir ''olumlu basamak''a varılamaz! Bu sapa gidişatı önlemekse, ancak ''sosyalist'' bir bilimsel güdüyü öncelemekle olabilir...

Yazarın, tüm kanılarını, savlarını, önerilerini buracığa sığdırmak olanaksız elbette, ama, ana sorunlarımızdan birine bunca yetkiyle, iyiniyetle eğilen belge - yapıt da az bulunur kanısındayız.

YENİ YAYINLAR / Aylık Fikir, Sanat ve Bibliyografya Dergisi / Sayı : 8 / Cilt XIV P. K. **. Ankara.

Yılını anısamıyorum ya, epey önce, DE adlı bir kitap; dergi duyurusu yayınlardı Memet Fuat.. Parasızdı galiba; aydınlara, sanatçılara öylesine gönderilirdi. Peki, bu işten yayıncının çıkarı ne ola? diye düşündürürdü kişiyi... Neyse, 2 - 3 deney sonucu caydı bu uğraşdan Memet Fuat; tanıtma yerine düpedüz yayıncılığı yeğledi. O dönemdeki çabasının, şimdiki tutumuna bir katkısı olmuş mudur? bilemem..

YENİ YAYINLAR, salt, çıkan yayınları duyurmakla yetinen bir organ. Oysa DE'de eleştriler de vardı. Yeni Yayınlar "alfabetik" sırayla, son kez çıkan tüm yayınları duyuruyor; bir belgesel nitelikte yani, noksansız.. Ne ki, şu da var: Dışarda satış ve sürüm durumunu bilemiyorum bu derginin, üzerinde 300 kuruş "fiat" var; belli kişilere iletilen bir duyuru niteliğini gösteriyor gibi, iyiniyetinden hiç kuşkulanmadığımız sayın Muharrem MERCANLIGİL'den "acaba" diyorum, daha geniş çapta, kitap eleştirileri ile birlikte biyografilere de yer verip bibliyotekçilerce de aranılır bir dergi yöntemine dönüştürülemez mi Yeni Yayınlar'ı?

YENİ UFUKLAR / Aylık Sanat, Düşünce Dergisi / Sayı : 207 / İstanbul.

Bir sanat dergisi için 200' üncü sayıya erip, daha da nice sayılara, yıllara yönelmek elbette çok önemli bir başarı, bir öğünç vesilesi..

YENİ UFUKLAR, tâ 1952'de atıldı yayın hayatına; "Ufuklar" adıyla. Kurucusu da Orhan BURİAN'dı. Onun apansız ölümüyle, dergi de batıp gitti sandıydık. Oysa, yakınlarından Vedat GÜNYOL, hemeninden işbaşı yaptı ve gidişatını aksatmadı derginin; salt adı azıcık değişti : YENİ UFUKLAR oldu.

Derginin genel tutumu şöyle de özetlenebilir: Daha çok, düşün yazılarına öncelikle kucabir "varlık" kılmıştır Yeni Ufuklar. Şiir, öykü alanlarında sözkonusu olabilecek tutumlara yeltenmemiştir. Ne ki, bir tutarlı, şaşmaz özelliği vardır bu derginin: İnsancıllığa, hoşgörüye, us aydınlığına, toplumculuğa, ekinsel sorunlarımıza titizlikle eğilmesi önemli bir varlık" kılmıştır Yeni Ufukları. Ama, şu bakımlardan kolaylıkla eleştirilebilinir de: Belli yazarların ötesinde bir "kadro" kuramamıştır, düşünsel yazılar uğruna, sanatsal yazılara pek az yer vermeyi yeğlemiştir., bitişiğindeki dergilerin yazarlarını -dolaylı da olsa- tanıtmaktan kaçınmıştır.. bir "abone" dergisi olmayı yeğleyip, aydın okur çevrelerine ulaşamamıştır.. o çok önemli YAYIN'larını değerince duyuramamıştır...

Bu "serzeniş" lerimiz, Yeni Ufuklar'a, içten bir sevgiden ötürü elbette.. Daha da "gözde"leşmesini dilediğimizden! Son Ağustos sayısından da söz edelim biraz: Yine şiirsiz bir sayı bu. Yine aynı, sekmez adların yazıları. Daha çok çevirilere yaslanılmış. Ama, hi­biri boşuna değil bu yazıların; uyarıcı, düşürücü, kurcalayıcı niteliklerle dopdolu... Özellikle Samim KOCAGÖZ'ün "Gençlere Bakıyorum"unu, Orhan DURU"nun "Side"sini, Sabahattin Eyüboğlu'nun Montaigne'den çevirdiği "Denemeler" ini ilginç bulmamak olanaksız..

Candan dileğimiz, bu tür dergilerin çoğalması ve YENİ UFUKLAR'ın olumlu çizgisinde gelişebilmeleri...

NİCOMEDİA İZMİT TARİHİ Avni Öztüre

Büyük boy 244 sayfada 266 siyah-beyaz, 12 renkli ofset belge resmi ve 12 harita. Ederi 75 lira. P.K. *** Beyoğlu