YAĞMURUN BİR PORTRESİ - Sami ALTINDAĞ

Yağmur altında Kabataş'ı hızlı yürümeyin. Geçin kaldırımın ortasındaki çamur gölü yanından. Bu ayakkabıları o mağazadan almıştınız. Az uzaklaştıktan sonra durup o çamura çevirin boynunuzu: Çamur suyu yanından geçtiğiniz ağaç Ekim gövdesinin farkına varın o zaman yağmur damlıyan bu deniz suyuyla karşıya geçmeğe hazır araba vapurunu görüp, belki Beykoz'da ıslanmış simitlerini satan ya da satmamağa kararlı daha Kastamonu' dan yeni gelmiş birini düşünebilmeksiniz, daha çabuk evde olmayı düşünübiliceksiniz. Orda saatinize bakın. Ama gece gidiceğiniz yere daha çok zaman mı var? Gece gidiceğiniz yere daha çok zaman vardır eğer evde buna göre çabuk artık bulunmayı düşünüyorsanız. Evet. Eve böyle erken varmakla çok sıkılıcağmızı düşünün dönüp arkadan güç müç ilerliyen arabalara bakarak, yürüyenlerin ne renkte şeyler giydiklerine, caminin rengine, göğün rengine bakarak. Belki o zaman ayakta durmaktan artık bıktığınızı, ama ordaki banklara otursanız da bir an gelir ki oturmaktan da bıkacağınızı düşündüğünüze göre, ne farkı var ikisinden de insanın yorulduğunu düşünüceğinize göre, ufak bir salaklıkla ayakta sürmeğe karar vericeksiniz, nasılsa gece gidiceğiniz vere daha çok zaman ister. (Öyle mi, ne mi değiştiricek.) Öyleyse Güzel Sanatlar bitişiği parkın deniz kıyısına doğru yürüyün. Denize bırakın şemsiyeyi. Açık mı kapalı mı. Sırasıyla ikisini de deneyin. Şemsiyeyi seyredin denizde, şemsiyenin denizdeki  uzaklanışım epey  seyredin. Bulutları da. Bulutları da. Yağmurun nasıl dinip, büsbütün duruşunu, dinleyin. O zaman işte, deniz, yağar kulaklarınıza. Bu deniz, çıkar böyle buradan, hiçbir yerde durmadan, bütün yeryüzüne yayılır, yerinde dolaşır, gece gündüz.

YAPRAKSI DÜŞ

Mutluyduk, ya da öyle sanırdık kendimizi,

Düşlerimiz şarap testileri boyunca uzadılar

Zaman ellerimizde kurudu kaldı yaprak yaprak

Şarkımız ayrı gecelerin tatlı hülyasıydı.

Sonra gülüşlerimiz karanlıklara kaydı birdenbire

Siyahlarca korkunçlaştı gecelerimiz,

Şarkımız unutuldu sevenlerin arasında...

 

Mutluyduk, ya da öyle sanırdık kendimizi

Nerden bilebilirdik kopacak günlerimiz

Düşen takvim yaprakları ardından.

Ardınsıra kilitlenecek kahkahalar dudaklarımızda,

Ayrılık misafir olacak omuzlarımıza

Nerden bilebilirdik.

Mutluluk uçtu gitti bir ümit bırakarak

Zaman ellerimizde kurudu kaldı yaprak yaprak...

 

Piyale GÖNÜLTAŞ

 


Dönüp işte o zaman artık ordaki kulübeden tostunuzu isteyin. Şöyle isteyin: "Bir kaşerli tost lütfen." Tostu beklerken, bütün günü hatırladığınızı anlamıyacaksınız. Yalnızca yağmurun tadı kaldı şuranızda, göğün rengi, denizin rengi kaldı. Asfaltın rengi kaldı tadınızda. Kabataş'ta bir tost yiyorsunuz. Tadıyla binin Sirkeci dolmuşuna. Sonra treni alın. İkincideki yeşil koltuklara oturun, yolculuğa pencereden bakıcaksınız. Boynunuzla. Ve yolculuk boyunca kollarınız, bacaklarınız, sıkıntılarını saklamayı beceremiyecekler. Yolculuğu ayakta geçiriceksiniz. Gazte okuyup, gazte okumadan da, oturarak. Varıcağınızda bir tren yolculuğu geçirdiniz. Ondan önce de hava kapalıydı, bugün yağmur yağdı. Saatinize bakın orda. Bir payton alın. Hava kararmağa başliyicaktır evde olucağınız sıralarda. Yürüye yürüye gidin eve. Siz, sizin arkanızdan başkaları da bütün bu ağaçlara bakıcak. Ve yol boyunca evlerin yanından, damları üstünde havanın kararmağa başladığı gök altından yürüdüğünüzü biliceksiniz. Eve girdiğinizde radyoya bakın. Balkona çıkıp oturun orda. Göğün nasıl geceye girdiğini bekleyin. Balkondan sokağa bakın, göğün nasıl geceye girdiğini seyredin. Kalkın. Odanıza doğru hızlı yürümeyin. Bugün İstanbul'da yağmur yağdı, gece oluyor. Odanızdaki aynaya bakın. Eve doğru yürürken yolda, göğün altındaki ağaçlara bakmış olduğunuz gibi, gözleriniz o gözleriniz, yanaklarınız aynı, aynanıza bakın. Ve içerdeki radyonun, kendi kendine, Nihavent makamında bişey çaldığım düşünüp, göğe bir daha baktığınız bu balkon dönüşünden, radyoyu kapayın. Odanıza doğru, tadınızda tost, gidişinizde bugün, yürüyün. Aynaya   bakıcağınızda artık bu gece gidiceğiniz yere gitmiyiceksiniz. (Araba vapurları, onlar gider. Gece gündüz ağaçlar. Tren göğü yağmurda dolmuşların boyağıyla. Bugün.) Düşünün. Odanız da elektrik açık mı, kapalı mı. Açık diğil daha. Aynaya bakmadan, yatağınıza oturun. Evet arkanızdaki pencere de kapalı. Çoraplarınızı çıkarın. Dışarıda bütün ağaçlar göğe girdi. Kravatınızı çıkarın. Aynanın karşısında, gömleğinizi çıkarın.