Ankara.JPG (70116 bytes)                                                  Gy.JPG (54635 bytes)

75'li yıllar, Ankara sergisinde büyükbabam, annem ve ben.                                    Güzelyalı'daki evin bahçesi

 

Güzelyalı Anıları

Yıl 1981. Yani günümüzden 21 yıl önce... 6 yıl süren Ankara yaşantımızı sonlayıp İstanbul'a dönmüşüz. Güzelyalı'dayız. Anneannemlerin yazlık, tek katlı evlerinde. Burası da yeni satın alınmış. Aylardan Haziran. Hava da bize inat kapalı ve yağmurlu. Tren köprüsü üzerinde bir asker nöbette, 12 Eylül sonrası ya!..

Deniz, evin salonundan, yalnız küçük bir aralıktan görülebiliyor. Ama hava hiç de denize girmek için uygun değil. Olsun, evi çok beğeniyorum. O günlerden sonra, tüm yazları burada geçireceğimden haberim yok. Evde anneannem, büyükbabam Atıf Özbilen ve büyükannem beraber yaşıyoruz. Birkaç gün sonra güneş açıyor ve denizle tanışma olayı gerçekleşiyor. Ah Güzelyalı, o yıllar denizi ne kadar da güzeldi!.. Yan komşumuzun kızı Leman'la denize giriyor ve doğanın tadını çıkarıyoruz...

Büyükbabam çalışmalarını yaz-kış bu evde yapıyor. "Muhteşem ve Yalnız Bir Ağaçkurdu" olduğu için, bahçede depo olarak kullanılan müştemilat odasını, kendine mini bir yatak odası yapıyor. Bu bakımsız oda, onun ellerinde yaşanası bir yer olup çıkıyor! Artık geceleri orada uyuyor. Bir gün, "odamda üzerimden kocaman bir örümcek geçti" diyor ve ekliyor "o odada haşarat var!"

Günlerden birgün, sabah erken bir saatte uyanıp matematik dersime çalışmaya başlıyorum. Hava henüz aydınlanıyor. Anneannem yatağında uyukluyor. Büyükbabam ise, sanırım yarı uykulu bir halde gazete okuyor. Antreden çatır-çutur bir takım sesler geliyor, ardından da bir patlama oluyor. Sigortaların olduğu yerden bir de ışık görünüyor. Herhalde bir elektrik kontağı. Ancak, büyükbabamla tartışmaya giriyoruz. O, sesin benim oturduğum sandalyenin bacaklarından geldiğini iddia ediyor. Bir türlü sesin antreden geldiğini ona inandıramıyorum...

Bir gün sofradayız... Yediğimiz ekmek bir gün öncesinin. Ben "ekmek bayat" diyorum. Büyükbabam "nesi var ekmeğin, pamuk gibi ekmek" diyor.

Kışları büyükbabam her gün çalışma amacıyla Güzelyalı'ya gelip gidiyor. Mutfağa bitişik olan Yemek Odası'nı, çalışma odası yapmış. Çalışırken dinlediği eski bir radyosu var. Sanırım adaptörü bozulmuş. Durumu babama anlatıyor. "Orası o kadar sessiz ki, gün boyu bir ses arıyor insan. Neredeyse birisi çıkıp küfür etse hoşuma gidecek!" diyor. Babam da, dedemden (babasından) kalma el yapımı bir adaptörü büyükbabama veriyor. Büyükbabam bu adaptörü ve radyoyu yıllarca kullanıyor...

Büyükbabam pek denize girmiyor. Bu yüzden anneannemle denize gidiyoruz. Bazen Leman da bize katılıyor. Büyükbabamın bir de kümesi ve tavukları var. Galiba 5 tane. Bir tanesi kahve rengi. Ona "Gülibik" adını veriyoruz. Büyükbabam, kümesin bahçe bölümüne, doğu yönündeki duvara küçük bir delik açıyor. Deliğin bulunduğu yere, kilitlenebilen bir mini - kapı yapıyor. Böylece, tavuklar bu kapıdan dışarıya çıkıyorlar... Günün birinde, tavuklar ve horozun bağırışlarıyla kümese koşuyoruz. Tavukların hepsi kümesin içine kaçmış ve hala bağırıyorlar. Şu ünlü kapıdan da bir köpek başını uzatmış içeriye bakıyor. Büyükbabam hemen bir dal parçası alıyor ve köpeğin başına doğru bir hamle yapıyor. Köpek kaçıyor tabii...

Büyükbabam akşamları rakı içmeyi seviyor. Gerçi içtiği miktar çok fazla değil. Ama içtiği bardak, bir çay bardağı! Akşamları biraz içip odasına çekiliyor. Büyükannem de erken yattığı için, televizyonun karşısında geceleri anneannemle beraber oturuyoruz. Anneannem, film izlerken, "Burak çekirdek getir de uykumuz açılsın" diyor...

Burak Fenerci - Mayıs 2002